, PPWR

PPWR’nin 5. Maddesi: Endişe Verici Bazı Maddelere İlişkin Kısıtlamalar

01.07.2026 | 7 dk okuma
Šárka Jarcovjáková

AB Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliği’nin (PPWR) 5. maddesi, ambalajlarda endişe verici maddelerin bulunması ve bu maddelerin en aza indirilmesi konusundaki gereklilikleri belirlemektedir. Yönetmelik, ambalajların çevre üzerindeki etkisini azaltmak, tüketici güvenliğini artırmak ve malzeme ile Gıda güvenliğini iyileştirmek gibi birkaç temel hedefi güdmektedir. Aynı zamanda, ambalajların güvenli bir şekilde geri dönüştürülebilmesini ve döngüsel ekonomiye hiçbir zararlı maddenin girmemesini sağlar. Odak noktası öncelikle ağır metaller ve PFAS’lardır (per- ve polifluoroalkil maddeler). Ağır metallerin düzenlenmesi, yerleşik test yöntemlerine ve onlarca yıllık deneyime dayanırken, PFAS’ların ele alınması, sayılarının çokluğu ve tespit edilmesinin karmaşıklığı nedeniyle daha büyük bir zorluk teşkil etmektedir.

Yeni gereklilikler 12 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecek ve bu tarihten itibaren piyasaya sürülen tüm ambalajlar için geçerli olacaktır.

5. Maddenin Düzenlediği Konular

5. madde, ambalajlarda bulunan bazı endişe verici maddelerin varlığını sınırlamayı ve bunların çevre, geri dönüşüm ve insan sağlığı üzerindeki etkisini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Ana odak noktası özellikle ağır metaller ve PFAS’tır.

Ağır metallerin düzenlenmesi, on yıllardır Avrupa ambalaj mevzuatının bir parçasıdır. Bu düzenleme özellikle aşağıdakileri kapsamaktadır: 

  • Kurşun 
  • Kadmiyum 
  • Cıva 
  • Altı değerlikli krom

Bu elementler için toplam konsantrasyon sınırı en fazla 100 mg/kg olarak uygulanmaya devam etmektedir. 1994 tarihli AB Ambalaj Direktifi’nde de aynı sınır yer almaktaydı ve ilgili test yöntemleri yerleşik ve tutarlı bir şekilde uygulanabilir olarak kabul edilmektedir. Hem laboratuvarlar hem de endüstri bu konuda kapsamlı deneyime sahiptir; bu da PPWR’nin bu kısmını öngörülebilir ve teknik olarak uygulanabilir kılmaktadır. 

PFAS’ların düzenlenmesi çok daha karmaşıktır. Bu grup, endüstriyel olarak üretilen ve suya, yağa ve kimyasallara karşı dirençli özellikleri nedeniyle birçok ambalaj uygulamasında kullanılan birkaç bin maddeyi içermektedir. Ancak, tam da bu özellikler PFAS’ların şu niteliklere sahip olduğu anlamına da gelmektedir: 

  • çevrede son derece kalıcı, 
  • biyoakümülatif ve 
  • analitik olarak tespit edilmesi zor. 

PPWR ile birlikte, gıda ile temas eden ambalajlar için ilk kez bağlayıcı PFAS sınırları getirilmektedir. Önceki tavsiyelerden net yasal gerekliliklere doğru bu geçiş, şirketler için yeni bir uyum aşamasını işaret etmekte ve özellikle mevcut malzemelerin, süreçlerin ve tedarik zincirlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekeceği için kurumsal ve piyasa düzeyinde aksaklıklara yol açabilir. 

PFAS Konusunda AB Kılavuzu: Sınır Değerler ve Test Süreci

PPWR (AB 2025/40) Yönetmeliği, 12 Ağustos 2026 tarihinden itibaren bağlayıcı PFAS sınır değerlerini belirlemektedir (5. madde, 5. fıkra). Gıda ile temas eden ambalajlar, yalnızca aşağıdaki sınır değerlerine uyulması halinde piyasaya sürülebilir:

  • Herhangi bir PFAS için 25 ppb (milyarda parça)5
  • PFAS'ların toplamı için 250 ppb6
  • Toplam flor içeriği 50 mg/kg'ı aşarsa PFAS'lar için 50 ppm (milyonda parça)7

Bu sınırlar sadece birer tavsiye niteliğinde değildir; PPWR’nin 5. maddesinde kesin olarak yer almaktadır ve bu nedenle PPWR8 kapsamındaki gıda ile temas eden ambalaj üreticileri için zorunludur. Bu sınırlara uyulmaması, satış yasakları veya maliyetli ürün geri çağırma işlemleri dahil olmak üzere yaptırımlara yol açabilir.

AB’nin Koşullu Test Süreci

PPWR’nin katı PFAS sınırları, uygulamada şirketler için büyük zorluklar yaratmaktadır. Analitik testler teknik açıdan zorlayıcıdır, yöntemler henüz uyumlaştırılmamıştır ve laboratuvar sonuçları farklılık gösterebilmektedir. Günümüzde, ilgili tüm maddeler için tam olarak kesin sonuçlar veren ölçümler genellikle mümkün değildir. Bu nedenle şirketler, tedarik zincirinin tamamı boyunca bilgi toplamak ve belgelemek için önemli çaba sarf etmek zorundadır. Sanayi ve paydaş grupları, bu zorlukları Avrupa Komisyonu’na iletmiştir.

Buna yanıt olarak Komisyon, pratik uygulamayı basitleştirmeyi amaçlayan aşamalı bir test yaklaşımını açıklayan bir kılavuz belge hazırlamıştır. Bu kılavuz şu anda sadece taslak halindedir ve resmi olarak yayınlanmamıştır. Yasal olarak bağlayıcı değildir, ancak sağlam test yöntemleri kullanılabilir hale gelene kadar pratik bir yönlendirme aracı işlevi görür.

Önerilen yaklaşım, öncelikle bir ambalaj malzemesinin toplam flor içeriğinin belirlenmesini öngörmektedir. Bu değer 50 ppm’nin altındaysa, tek tek PFAS’lar için ek analiz yapılmasına gerek kalmaz. Değer 50 ppm’yi aşarsa, organik flor testi gerçekleştirilir. Bu değer 50 ppm'nin altındaysa, başka bir analiz yapılmasına gerek kalmaz. Yalnızca bu eşik değeri aşıldığında, tek tek PFAS'lara yönelik hedefli testler gerekli hale gelir.

Bu süreç, çabayı azaltmak ve yapılandırılmış bir önceliklendirme sağlamak üzere tasarlanmıştır, ancak yasal değerlendirme yerine geçmez.

Test Sürecindeki Sorunlar

En önemlisi, bu mantığın hukuki bir etkisi yoktur. Teknik açıdan bakıldığında, 50 ppm’nin altındaki toplam flor içeriği, tek tek PFAS’ların yine de belirli 25 ppb sınırını aşma olasılığını ortadan kaldırmadığından, mutlak bir kesinlik sağlamamaktadır. Bu nedenle, şu anda binlerce PFAS'ın tamamının tek tek güvenilir bir şekilde tespit edilemediği göz önüne alındığında, bu yaklaşım testlerin önceliklendirilmesine yardımcı olabilir. Ancak bu, tüm ilgili madde eşik değerlerinin kapsamlı bir değerlendirmesinin yerini almaz.

Teknik sınırlamalardan bağımsız olarak, test sorumluluğu konusu gündeme gelmektedir. PPWR’nin 5. maddesi yalnızca sınır değerleri belirlemektedir; ne zorunlu test adımları ne de tedarik zinciri içindeki sorumluluklar tanımlanmıştır. Test yükümlülüğü bulunmamaktadır. Sınır değerlerine uyma sorumluluğu, analiz yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, PPWR’de tanımlandığı üzere ilgili üreticiye aittir.

Kısacası: Koşullu test yolu, yönlendirme ve önceliklendirme açısından yararlı bir araçtır, ancak yasal bir dayanak değildir. Risk değerlendirmesini destekleyebilir, ancak ne bağlayıcı bir düzenleme teşkil eder ne de sorumluluk koruması sağlar. Uyumlaştırılmış ve yaygın olarak kabul görmüş test yöntemleri bulunmadığı sürece, PFAS gerekliliklerinin pratikte uygulanması zor olmaya devam edecek ve birçok ayrıntılı soru çözümsüz kalacaktır.

Greiner Packaging Nasıl Netlik Sağlıyor?

Greiner Packaging, bu yeni duruma kapsamlı bir şekilde hazırlanmaktadır. Amaç, gerekli bilgileri erken bir aşamada temin etmek ve erişime açmaktır. Bu çalışmalar, diğer hususların yanı sıra şunları içermektedir:

  • PPWR’nin 5. Maddesi uyarınca, ağır metaller, PFAS ve diğer endişe verici maddelerle ilgili olarak tedarik zincirinin üst kademesindeki tedarikçilere yönelik sürekli ve yapılandırılmış sorgulamalar
  • eksiksiz, izlenebilir ve ürüne özgü veriler sağlayan bir sistemin kurulması
  • analitik ve mevzuat alanındaki gelişmeleri takip eden uzmanlarla yakın işbirliği
  • açık, uyumlu ve teknik açıdan sağlam bir iletişimi sağlayan şirket içi eğitimler
  • Avrupa tavsiyeleriyle uyum içinde hareket etmek ve yasal olarak bağlayıcı gerekliliklere tutarlı bir şekilde odaklanmak

 

Bu önlemler, yasal gereklilikleri karşılamakla kalmayıp aynı zamanda pratik uygulamayı da kolaylaştıran bir çerçeveyi kademeli olarak oluşturur.

Görünüm

Önümüzdeki aylarda, tedarik zinciri içindeki test ortamının gelişmeye devam etmesi ve PPWR’nin madde sınırlarının pratikteki uygulanmasına ilişkin daha fazla netlik kazanması beklenmektedir. Özellikle, Avrupa Komisyonu’nun yeni gereklilikleri nasıl yorumlayacağı ve pratik uygulama ile zorunlu uyum konusunda ne gibi ayrıntılar belirleyeceği henüz belirsizdir. Bu açıklamalar muhtemelen daha fazla yönlendirme sağlayacak ve daha tutarlı bir değerlendirmeye katkıda bulunacaktır.

Böylece tüm sektör, teknik ve organizasyonel açıdan zorlu bir süreçten geçmektedir. Aynı zamanda bu gelişme, uzun vadede ambalajların daha sorumlu bir şekilde tasarlanması için bir fırsat sunmaktadır. Greiner Packaging, bu geçiş sürecini aktif olarak şekillendirmekte ve yeni gerekliliklere esnek bir şekilde uyum sağlayabilecek ve büyüyebilecek yapılar oluşturmaktadır.

Sonuç

PPWR’nin 5. maddesi, yerleşik uygulamaları yeni zorluklarla birleştiriyor: Ağır metallerin düzenlenmesi istikrarlı temellere dayanırken, PFAS düzenlemesi ise hâlâ gelişmekte olan bir alana yöneliyor. Greiner Packaging, tutarlı bilgi toplama, hassas belgeleme ve uzman kurumlarla yakın işbirliği yoluyla, sadece şirketin kendisi için değil, tüm sektör için de güvenilir bir temel oluşturmaktadır.

Ambalaj sektörü için bu, her şeyden önce önümüzdeki birkaç yılın bir geçiş dönemi olacağı ve açık konuların ortaklaşa netleştirileceği anlamına gelmektedir. Yönetmelik, gıda ile temas eden ambalaj üreticilerini geçerli sınır değerlerine uymakla sorumlu kılsa da, pratikte bu ancak şeffaf bir işbirliği, güvenilir veriler ve tüm tedarik zinciri boyunca uyumlu süreçler sayesinde sağlanabilir.

Greiner Packaging, yeni gerekliliklerin pratikte uygulanabilirliğini şekillendirmek, çözümler geliştirmek ve sınırlara uyumu desteklemek için müşteriler, iş ortakları ve uzmanlarla yakın işbirliği içindedir. Bu sayede, PPWR gerekliliklerinin güvenliği, öngörülebilirliği ve güvenilir bir şekilde uygulanması sağlanacaktır.

 

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgi amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Bu makalede verilen bilgiler, yayınlandığı tarihteki mevcut bilgi durumumuzu yansıtmaktadır ve değişikliklere tabi olabilir.

İlgili makaleler